zanzibar stone town slave market
Zanzibar Köle Pazarı

Zanzibar köle pazarına aynasından yavşağına, birçok Türk seyahat programında denk gelmişsinizdir. Bu tv programlarının sunucularının hepsi, köle pazarındaki bu heykelin önünde yalandan iki göz yaşı atmış, vay efendim kölelik ne kötü şeymiş diye kamera önünde ağlaşmışlardır.

Oysa bu yavşakların bize söylemediği önemli mevzular var. En önemlisi de, zanzibar köle pazarında satılan kölelerin kimler tarafından alınıp satıldığı. Buradaki satıcı, o yıllarda başkenti zanzibar olan müslüman devlet Umman. Alıcılar ise, Afrika’nın batısındaki ticaretin aksine Amerika kıtasında değiller, doğudalar, ve yine müslümanlar. Zanzibar’dan satılan kölelerin önemli bir bölümünün Osmanlı İmparatorluğu tarafından satın alındığı biliniyor. Bu köleler daha sonra Ege bölgesinde pamuk tarlalarında çalıştırılmış, zaman 1800lü yılların ikinci yarısı. Özellikle İzmir ve Aydın çevresinde günümüzde çokça görülen yerleşik siyahi vatandaşlarımızın dedeleri de büyük olasılık işte tam bu pazarda satılmışlar, ve bir daha geri dönmemek üzere terk etmişler Afrika kıtasını. Örneğin, İzmir’deki alt komşumuzun ataları. Sonra zaman içinde vatandaş olmuşlar, 2018’de İzmir’den milletvekili adayı olan ilk siyahi Türk vatandaşımız Yalçın Bey gibi, “Yanık” misali soyisimlerine “hak kazanmışlar”…

Buraya kadar olan kısmını, Zanzibar köle pazarı müzesini görmeden önce de biliyordum. Müzeyi gezince öğrendiğim şeyler de oldu, şöyle:

  • Zanzibar köle ticareti 1876’da İngilizler’in zoruyla kaldırılmış. Fakat 1897’ye kadar fiilen devam etmiş. Dünyada köle ticaretinin en son sona erdiği yer
  • Müzeyi görmeden önce, Türkiye’ye getirilen kölelerin atalarının yakındaki Tanzanya, veya Kenya topraklarından geldiklerini düşünüyordum. Fakat çok daha uzaklardan “avlanıyorlarmış”. Kölelerin müslüman arap avcılar tarafından, Viktorya gölünün batısı ve kuzeyi, Kongo içleri, Malawi gölünün ötesinden getirildiği belirtilmiş. Yani günümüzün Malawi, Kongo ve Uganda toprakları
  • O dönemin borsa, repo, FX gibi yatırım araçlarından biriymiş bu: Örneğin evinde otururken bir adet köle yatırımı yapıyorsun ve parasını firmaya veriyorsun. Firma diyor ki, bir de fildişi al, öyle daha karlı. Peki diyorsun, madem öyle diyorsun, bir de fildişi satın alıyorsun. Ne aldın şimdi: bir köle, bir de fildişi. Ama ikisi de piyasada yok. Sonra sen ve senin gibi yatırımcıların bu şekilde finanse ettiği köle avcıları yola çıkıyor, Afrika kıtasının içlerinde hem köle yakalıyorlar, hem de bir yandan gördükleri filleri bambam vurup öldürüyorlar. Fildişlerini kesip kölelerin sırtına yüklüyorlar. Bir taş, iki kuş misali! Köleler ellerinde zincir, sırtlarında fildişi, taa Uganda topraklarından yürüye yürüye Afrika kıyısına Zanzibar’a getiriliyor. Zanzibar’da hem fildişi hem de köle satılıyor. Sen, evindeki yatırımcı, bir sürü para kazanıyorsun, ama bir yandan da dünyanın gelmişini geçmişini sikiyorsun, ne fil bırakıyorsun ne insan. Böyle böyle iyi bir yatırım diye diye küçük hesaplarınla mahvettiğin dünyayı da şimdi torunların miras bıraktığın servetinden WWF’ye bağış yaparak, ırkçılığı lanetleyerek düzeltmeye çalışıyor. Bir manyak dünya düzeni
  • İngilizce bilmiyorsanız, müzede alabileceğiniz bir bilgi yok. Herhangi bir sergi objesi yok. Bütün tarihçe İngilizce bilgi panoları ile kronolojik olarak aktarılmış, ben de yukarıdaki bilgileri o panolardan okumuş bulundum.

    Bahçeye de bir heykeltraş işte bu anıtı yapmış, çukurun içinde boyunlarından bağlı köleler, ayna programı ve diğer türk gezi programları gelsin, dünyayı yüzyıllarca köleleştiren batı medeniyetinin kalan tek dişine lanet okuyup, önünde ağlaşsın diye.

    Zanzibar slave market catholic cathedral in slave market
    Zanzibar Köle Pazarı’ndaki Katedral

    Heykelin arkasında büyükçe bir katedral var. İngilizler, Umman krallığıyla yaptıkları, tarihin en kısa süren savaşlarından biri sonunda (toplam 5 dakika yanılmıyorsam: gemilerden Umman kralının sarayına yapılan birkaç top atışından ibaret) köleliği yasaklamışlar ve köle pazarının olduğu araziye de sembolik anlamlar içermesi beklenen bu katedrali yapmışlar. Yani herhalde şey demek istemiş olabilirler: Bırakın bu beden köleliği işlerini, yıl olmuş 1876, bu işler artık çok demode. Artık herkes zihnini köleleştiriyor, gelin siz de iman edin.

    Yalnız biz asıl deneyimi heykelin diğer tarafında yakaladık. Katedral tarafında değil de, diğer tarafta: Aaa o da ne bir okul, bir ilkokul, belki de anaokulu. Neşeli çocuk sesleri.

    Köle müzesinde içimiz sıkılmıştı zaten. Müzeyle okulu ayıran alçacık bir duvar var, o tarafa doğru yanaştık. Öğretmen hepsi birbirinden tatlı çocukları bahçeye oturtmuş, kendi de başlarına oturmuş, hep birlikte şarkılar söylüyorlar. Aaa ne güzel!

    school next to slave market
    Köle pazarının yanındaki okul, şarkı söyleyen çocuklar

    İçimiz neşeyle doldu, Defne, Ben, Melis hep beraber izliyoruz neşeyle. Ama o da ne, bir şey oldu, çocuğun biri gürültü mü yaptı, şarkıyı doğru mu söyleyemedi, artık ne olduysa, ıslak bir dal havalandı öğretmenin elinde, çocuğun suratına indi paat diye.

    Sonra bir daha, başka bir çocuk bu sefer.

    Neşe falan kalmadı. Kalktık. Gülüşüm suratıma yapıştı, öyle kaldı sıcakta. Çıkarken yine katedrale baktım, döndüm tekrar okula baktım. Esaret. Esaret devam ediyor. Köle pazarı olmamış da, din olmuş, okul olmuş. Ve yine gelmiş tam bu noktada olmuş. Hani bizim ülkemizde bir esnaf kümeleşmesi gerçeği vardır, tesisatçılar yan yana dükkan açar, ayakkabıcılar yan yana dükkan açar. Hah aynen öyle işte, Zanzibar Stone Town’ın bu bölgesini de esaretçiler parsellemiş, yan yana açmışlar tükkanları.

    Çıkınca sahile doğru yürüdük, Mercury Bar’da iki bira atmaya. Arada Defne yerden bir sopa buldu. Sağından solundan geçen kasaba sakinlerine pat pat vuruyor. Millet kızıyor falan bizim 3 yaşındaki Defne’ye.

    “Defne! Vurma insanlara!” dedim.

    “Baba, ben öğretmen oldum” dedi

    Gokhan Toka
    Not your average travel writer. Not your average writer. Not your average.
    Gokhan Toka on FacebookGokhan Toka on InstagramGokhan Toka on LinkedinGokhan Toka on TwitterGokhan Toka on Youtube