Orta Avrupa’nın En Doğusu: Lviv

Lviv (Львів), ya da Lwow, Ukrayna’nın batısında, Polonya sınırına yakın bir kent. Yaklaşık 750,000 nüfusuyla Ukrayna’nın en büyük kentlerinden bir tanesi, aynı zamanda da ülkenin “kültür başkenti” olarak nitelenen kenti. Tarihi dokusu çok iyi korunmuş olan Lviv şehir merkezi Unesco dünya mirası listesinde de yer alıyor.

Lviv

Lviv’in şehir mimarisi Ukrayna genelinde hakim olan anlayıştan çok farklı. Bunun nedeni de Lviv’in aslında Ukrayna’dan çok Polonya kültürüne dayalı temellerinin olması. Şehir, 2. Dünya Savaşı’na kadar Polonya’nın önemli kentlerinden (3. büyük şehri imiş) biri iken, savaş sırasında Naziler ve Sovyetler arasında gidip geldiği bir sürecin ardından en sonunda Sovyet topraklarında kalmış. Sonrasında da Sovyetler Birliği’nin dağılması ile Ukrayna’da kalmış. Ancak şu bir gerçek ki, şehir daha çok bir Polonya kentine benziyor. Lviv bir Doğu Avrupa şehrinden çok, bir Orta Avrupa şehri görünümünde. Bu anlamda belki de “Orta Avrupa kültürünün en doğudaki şehri”.

Lviv Sokakları
Doğu Batı Sentezi...

Şehrin 13. yüzyılda Ruthenian kralı tarafından, oğlu prens Lev adına kurulduğu sanılıyor, Lviv ismi de “Lev”den geliyor. (Lev “Aslan” demek bu arada). Yakınlarda herhangi bir göl, ırmak, nehir, dere falan yok. Ama kentin ortalık yerinde, çok da yüksek olmayan, tepesinde televizyon anteni falan olan bir tepecik var. Ukrayna standartları düşünüldüğünde bu, bir şehir kurmak için geçerli bir neden olabilir. Çünkü Ukrayna dümdüz, bırakın dağları, tepeciklerin bile olmadığı düzlük bir arazi. (Sadece Romanya sınırında Karpatların bir bölümünden dağ olarak nasipleniyor, onun dışında düzlük) Büyük olasılıkla savunma amaçlı olarak bu tepe etrafına kurulmuş. (Benzer bir durum Kiev için de geçerli). Bu tepede eskiden bu dönemden kalma bir kale varmış ama günümüzde kalenin sadece temelleri var. Tepeye çıktığınız zaman neden şehrin buraya kurulduğunu daha iyi anlıyorsunuz. Tepe çok yüksek olmamasına rağmen ufka kadar 360 derece tüm düzlüklere hakim. Ortaçağ standartlarında düşünüldüğünde oldukça iyi bir konum.

Lviv Kale Tepesinden Görünüm
Lviv Kale Tepesinden Görünüm
lviv park
Lviv Kalesi'nin Etrafındaki Parktan Bir Manzara (Sonbahar Görünümüne Aldanmayın, Mevsim Ağustos!)

Şehir turuna başlangıç için bu tepe güzel bir nokta olabilir. Tepenin etrafı dört taraftan çok güzel bir park ile çevrili. Parkta yürümek çok keyifli. Parkın kente açılan pek çok noktası var, nerede park biter nerede şehir başlar hiç anlaşılmıyor. Parktan çıkışta kendinizi Lviv’in arka sokaklarında, sessiz sakin bahçeliklerinde, o güzel evlerinin ve sokaklarının arasında kaybedebilirsiniz.

Lviv'de Bir Kilise

Lviv herhalde Ukrayna’nın Kiev’den sonra en çok turist ziyaretine uğrayan kentlerinden bir tanesi. Ancak bu kentteki turist profili, Avrupa’nın diğer kentlerinde görmeye alıştığınızdan biraz farklı. Daha çok Ukrayna’nın farklı kentlerinden tatillerini geçirmek üzere buraya gelen Ukraynalılar var kentte. Bir de Rus turistler. Anlaşılan o ki, Lviv Doğu Avrupalı Slavlar arasında çok popüler bir turizm destinasyonu. Kentin Doğu Avrupa kentlerinden farklı dokusu burayı onlar için ilginç bir kent yapıyor olmalı.

Lviv

Bu durumu Turistik mekanlarda bile hemen hemen kimsenin Rusça dışında bir dil konuşmuyor olmasından anlayabilirsiniz. En popüler yerlerdeki menülerde bile latin alfabesi görebilmek oldukça zor. Lviv’deki ilk yemeğimi gayet ayak altı bir restoranda yiyorum. Menüden hiçbirşey anlaşılmadığı için resimleri göstererek sipariş vermeye çalışıyorum. Etli bir yemekle bir de mantı söylediğimi sanmama rağmen Patates kızartması ile Patatesli mantı geliyor. İtiraz edebilmek çok zor. Bu şartlar altında dengeli beslenebilmek de keza öyle. Bol patatesli yemeğimi afiyetle yiyorum. Ancak patatesli mantının lezzeti insanı, hele mantının harman olduğu yerden geldiğini zanneden bir Türk evladını bile şaşkınlığa sürükleyecek acaiplikte. Bu kadar güzelini ne yalan söyleyim, ne Kayseri’de ne de Çerkez restoranlarında yedim. Ukraynalılar mantıyı bizim gibi yılışık bir hamur formatında yapmıyorlar. Çok diri, malzemesi çok lezzetli, harika ve tam ayarında bir sarmısak tadı var. Patatesli mantıdan o kadar etkileniyorum ki Ukrayna’daki yemeklerimde vaz geçilmez tabaklarımdan biri oluyor.

Lviv Rynok Meydanı
Lviv Rynok Meydanı

Lviv kentinin merkezi Ploshcha Rynok, yani Rynok meydanı. Pazar meydanı anlamına geliyor. Meydanın ortasında Town Hall, şehrin merkez binası bulunuyor. Bu binanın Lviv’e tepeden bakan bir de kulesi var. Yüzlerce merdiveni tırmanıp bu kuleye tırmanmak biraz zahmetli olsa da değer. Kale tepesine çıkıldığında görülemeyecek kadar güzel bir manzarasını sunuyor şehrin. Pazar meydanı ve civarındaki caddeler ve sokaklarda kentin kalbi atıyor. Yüzlerce cafe, restoran, bar bu alanda yan yana dizili. Her türlü bar, farklı ülkelerin mutfaklarını tadabileceğiniz çok sayıda restoran var. (Ve turistik olmalarına rağmen de yemekleri çok lezzetli)

Town Hall Kulesinden Lviv Manzarası
Town Hall Kulesinden Lviv Manzarası

Kentin Unesco kültür mirası listesindeki eski merkezi oldukça geniş bir alanı kaplıyor. Buradaki sokaklarda dolaşmak, evleri ve sokakları solumak, kiliseler ve katedrallerin güzelliğini izlemek çok güzel. Lviv biraz güzel, biraz hüzünlü bir kent. Kentin bu güzel yüzünü yaratan, bu evleri inşa eden ve yıllarca bu evlerde bu sokaklarda yaşayan Polonyalılar artık bu kentte değiller. (En büyük bilim kurgu yazarlarından Polonyalı Stanislaw Lem Lvivli. Ama şehirde onun anısına bile bir anı evi ya da müze bulunmuyor)

Lviv Mezarlığı
Lviv Mezarlığı'nda bir Mezar

Polonyalılar artık Lviv mezarlığındalar. Lviv mezarlığı da bana göre Lviv’e gidince görülmesi gereken yerlerden biri. Umberto Eco’nun kulakları çınlasın, Prag’a gittiğimde aşırı turistik girişi nedeniyle (uzun bilet kuyrukları + kalabalık) mezarlığa girmemiştim. Ama Lviv mezarlığına gayet barışçıl, gayet sakin biçimde giriyorum. Tam kafa dinlemelik. Ağaçların arasında, kuş seslerini dinleyip, yaprakların arasından göz kırpan güneşle flört ederek, toprağın kokusunu içime çekip, bu topraklarda doğup yaşamış ve öyküleri ile mezarları şimdi yabancı olan bu topraklarda unutulmuş Polonyalıların yaşam öykülerini mezar taşlarından okuyarak, o yaşantıları hayal edip şereflerine Lviv biralarımı içerek (Lvivske = Lviv birası, içtiğim en lezzetli biralardan biri, 1715’den beri burada yapılıyor), bol bol fotoğraf çekerek, huzurlu ve güzel saatler geçiriyorum.

Lviv Mezarlığı: Unutulmuş Polonyalı Askerler
Lviv Mezarlığı'nın Bir Köşesinde Unutulmuş Polonyalı Askerlerin Şerefine

Lviv büyük, kalabalık bir şehir ve turistik bir şehrin sahip olabileceği her türlü atraksiyona sahip. Ama ilginç bir biçimde, sadece turistle dolup taşan, turizm işgali altında bir kent değil. Bir Prag değil örneğin. Lviv büyük ve turistik olmasına rağmen aynı zamanda yavaş da olabilen bir şehir. Yani bu şehirde sıkılmadan, eğlenerek vakit geçirebileceğiniz gibi, yavaşça, sakince de onu yaşayabilirsiniz. Hepi topu bir gün geçirmiş olsanız da, kendinizi yerlisi olarak hissetmekte zorlanmayacağınız, sizi dışında tutmayan bir şehir.

Lviv

Lviv

Lviv’de bir gece geçirdikten sonra ertesi gün geri dönüş var. Trenle Kiev’den geldiğim şehirden yine trenle ayrılacağım. Şehir merkezinden tren istasyonuna giderken yol üzerinde sayılabilecek Хмільний дім Роберта Домса (yani Robert Dom’s Beer House) adlı mekana da uğruyorum. Burası bir mahzen ve kendi biralarını yapıyorlar. Oldukça büyük bir yer ve birkaç farklı bölümden oluşuyor. Bir salonunda canlı Rock müzik çalarken örneğin, bir diğerinde spor yayını, bir başkasında geleneksel müzikler dinleyebileceğiniz bir salonu da var. Garsonları ile de tam bir ortaçağ havası yaratmaya çalışan bu mekanda güzel biralarının yanı sıra özgün yemeklerini de afiyetle mideye indirirsiniz.

Robert Dom's Beer House
Robert Dom'un Bira Mabedi

Come to Lviv!


Daha Büyük Görüntüle

Gokhan Toka
Traveler, snowboarder, horror movies geek, photographer, digital marketing freelancer... father for DD.
Gokhan Toka on FacebookGokhan Toka on InstagramGokhan Toka on LinkedinGokhan Toka on TwitterGokhan Toka on Youtube